İçeriğe atla
VENÜSCollective

RöportajGülsüm Özgüner

Kalp Atışları ve Ars Longa- Sinan Çulhaoğlu ile Röportaj

Sanırım gerçek hayat, sanatın konusu olabilecek kadar heyecan verici değil; en azından benimki :)

Venüs: Biraz sizi dinleyelim, müzik yapmaya nasıl başladınız. Bu yola adım atarken hatırladığınız güzel unutulmaz bir anı var mı?

Sinan: Ankara’da geçen çocukluğumda, mahalledeki abilere ve yaşı bana yakın olan teyzeme özenerek Metallica, Iron maiden dinlemeye başladım. Karanfil Pasajı’ndaki Hayri Müzik’ten her ay bir kaset alırdım, 10 kaset alana 1 kaset bedavaydı. 12-13 yaşımda ailem ilk gitarımı hediye etti; en yetenekli kişi değildim ama çok severek müzik dinliyor ve çalıyordum, bu durum bir yerden sonra arkadaşlarım arasında fark edilmeye başlandı ve takdir gördüm; unutulmaz güzel anı olarak o ilk destek anlarını, duygulu bakışları söyleyebilirim.

Venüs: Günler albümü adına konuşmak istiyorum. Albümü hangi müzik türünden sayıyorsunuz Albümü betimleseniz nasıl betimlersiniz?

Sinan: Günler albümündeki şarkılar, düzenlemeler ve prodüksiyon çok uzun bir sürece aitler; etkilenimler ise daha da geniş bir alana ait ama ben kısaca indie rock olarak görüyorum. Çok katmanlı, iyi şarkı formlarına ve belirgin melodilere sahip, kendine özgü bir albüm olarak betimlerdim.

Venüs: Beyaz Kale şarkısının hikayesini merak ediyoruz. Varsa tabii. Yoksa da hissettiklerinizi soralım.

Sinan:Günler albümüne uzanan sürecin son çeyreği bir şarkı yazarı olarak en sıkı çalıştığım dönemdi. Her akşam demoların başına oturup deftere bir şeyler yazıyor, gitar çalıyor, kayıt yapıyordum. Özellikle gecenin belli bir saatinden sonra, ki sanırım Ingmar Bergman buna ‘’kurdun vakti’’ diyor, uykuyla uyanıklık arasındaki o yerde, en beklenmedik şeyler oluyordu. İşte Beyaz Kale, melodisi ve sözleriyle birlikte yekpare bir şekilde yatağımda uykuya yattığım sırada geldi. Hemen başucumda duran cep telefonuna kaydettim. Bir daha da öyle bir şey olmadı. Şarkı yazan arkadaşlara önerim, uyku öncesi gelen melodileri ya da fikirleri kesinlikle göz ardı etmesinler!

Venüs: Bir grupla mı ilerliyorsunuz? Grup dinamiklerini merak ediyoruz...

Sinan: Ars Longa’nın yirmi senelik hikayesi boyunca üç dört farklı grup kadrosu oluştı. Müzikal anlamda rotayı hep ben belirledim ama grup arkadaşlığında ya da grubun verdiği fotoğrafta ön planda olmayı, karar vermeyi, yaşam alanını domine etmeyi sevmem. Grupların o çete hissiyatını aradığım ve tabi bir de canlı çalmak gerektiği için, özellikle Ars Longa’nın ilk on yılında hep bir grup oluşturup öyle çalıştım. Son beş altı senedir ise daha yalnızım, genelde çevremde kim varsa onunla çalışıyor ve pek konser vermiyorum.

Venüs: Sahneyi batırdığınız bir an var mı, aktif olarak sahne alıyorsanız tabii.

Sinan: Hayır ama sahnede batırıldığım bir an var. Bir Jeff Buckley tribute gecesinde şarkının bitirişini doğru yapamamıştık, nedense ihale bana kaldı ve basçı arkadaşım elindeki suyu bana fırlattı. Bir de arkadaki DJ set’in zımbırtısına da gelmiş su. Öyle tuhaf bir andı, çok utanmıştım, seyircinin coşkulu alkışları eşliğinde sahneden inip doğruca eve kaçmıştım.

Venüs: Yeni çıkarttığınız 26 isimli şarkınız hakkında konuşalım, şarkılarınızın geneli kalp atışları gibi dinamik, bu şarkı da öyle... Güzel aşk şarkılarından bir tanesi, umut sahnesi gibi... Neler ilham oluyor, ne söylemek istersiniz?

Sinan: Evet, dinamizm ve yüksek tempo seviyorum. Bir de trampet, sesini çok sevdiğim bir enstrüman değil, az kullanmaya çalışıyorum, dolayısıyla ritm section’a bir kalp atışı hissiyatı geliyor. İlham kaynaklarım genelde müzikal şeyler ama sözler için gerçek hayatın içinden ipuçları elbette alıyorum. Sadece, bütün bir hikayeyi olan biten şeyler üzerine değil, olabilecek ya da olamayacak ama hayal edilebilecek şeyler üzerine kurmaya çalışıyorum. Sanırım gerçek hayat, sanatın konusu olabilecek kadar heyecan verici değil; en azından benimki :)

Röportaj · Gülsüm Özgüner · 23 Eylül 2026

Tüm yazılar

Diğer yazılar